İstanbul Sözleşmesi’nin Önemi: Türkiye’nin Büyük Hatası

Mehmet Kuzucu
İstanbul Sözleşmesi kadınların kamusal, özel veya ev içinde olması fark etmeksizin uğradıkları her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddete karşı önlem alan ve kadınları koruyan bir sözleşmedir. 2011 yılında Türkiye Cumhuriyeti önderliğinde imzalanan sözleşme, kısa süre içinde çoğu Avrupa’dan olmak üzere pek çok ülke tarafından kabul edildi. Ancak 20 Mart 2021 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye’de yürürlükten kaldırıldı. Türkiye’de yürürlüğe girmesinden kaldırılmasına kadar geçen 10 yılda, İstanbul Sözleşmesi kadınların adalete olan güvenini artırmış, maruz kaldıkları taciz ve şiddet olaylarında kendilerini özgürce savunabilecekleri bir ortam hazırlamıştır. Ayrıca kadına şiddet ve taciz vakası sayıları bu 10 yılda önemli bir oranda düşmüştür. İstanbul Sözleşmesi sadece ev içi şiddet değil aynı zamanda her türlü ekonomik ve psikolojik ayrımcılık ve şiddet göz önüne alınarak hazırlandığından kadınların kamusal alandaki haklarını da arttırmış, kadınlara yönelik yapılan ayrımcılığı ciddi bir oranda azaltmıştır. Türkiye Cumhuriyeti en kısa zamanda İstanbul Sözleşmesi’ni tekrar gündemine almalı, değerlendirmeli ve kabul edip tam anlamıyla yürürlüğe sokmalıdır.
İstanbul Sözleşmesi toplumdaki cinsiyet eşitsizliğinin hızlı ve etkili bir şekilde hukuk nezdinde ortadan kaldırılması için en etkili yöntemdir. Sosyal ve kamusal alanda kadınların ayrımcılığa maruz kaldığı açık bir gerçektir. Bu ayrımcılığı ve eşitsizliği ortadan kaldırmanın farklı yolları vardır. Ancak hiçbir yöntem İstanbul sözleşmesi kadar hızlı uygulanamaz. Örnek göstermek gerekirse; Seher Kırbaş Canikoğlu’nun “İstanbul Sözleşmesi Nedir?” adlı yazısında da sözüne ettiği, toplumu genel ölçüde kadın ve erkek eşitliğini baz alacak şekilde eğitmek her ne kadar eşitsizlik ve dolaylı yoldan kadın şiddetini çözmekte etkili olsa da çok uzun ve zorlu bir yoldur (2021). Kadınları bu sonu belirsiz, uzun ve zorlu bekleyişe maruz bırakmak çok acımasızca olacaktır. Bir başka yöntem olarak ilköğretim ve ortaöğretimde çocuklara kadın ve erkek eşitliği aşılayan dersler verilebilmesidir. Ancak bu yöntem de günümüzdeki sorunları çözmekte yetersiz kalacaktır. Genel olarak eğitim uzun vadede değişimi getirecek bir yöntemdir. Oysa Türkiye’nin eşitlik ve ayrımcılık sorununu kısa sürede çözmesi gerekmektedir. İstanbul Sözleşmesi gerekli yasaları değiştirip geliştirerek aynı sonuca çok daha hızlı bir şekilde ulaşılacağını zaten geçtiğimiz 10 yıl içerisinde kanıtlamıştır. Geçtiğimiz 10 yıl içerisinde kadınlar şiddet ve taciz suçlarını mahkemelere taşımakta önceki yıllara nazaran daha az çekimser olmuşlardır. Kadınlar mahkemelerin vereceği kararlara güvenmeye başlamış, haklarını savunmakta daha cesur davranmışlardır.
Türkiye’de halkın büyük bir çoğunluğu İstanbul Sözleşmesi’ne güveniyor ve sözleşmenin tekrar yürürlüğe girmesinin kadına karşı şiddet ve tacizi önemli oranda azaltacağını düşünmekte. Pınar Uyan-Semerci ve Emre Erdoğan’ın birlikte yayınladığı “İstanbul Sözleşmesi Hakkındaki Algılar: Kadına Yönelik Şiddetin Yaygınlığında Uzlaşma, Sorumlulukta Ayrışma” adlı yazılarında Türkiye genelinde yaptıkları anketin sonuçlarına göre katılımcıların %38,8’i İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasının kadınlara yönelik şiddeti arttıracağını düşünmektedir (2021). Aynı anketin bir başka dikkat çekici sonucu da katılımcıların %87,6’sının Türkiye’de kadına yönelik şiddetin yaygın bir durum olduğunu düşünmesidir. Bu sonuç, soruna hemen el atılması gerektiğinin bir kanıtıdır. Ek olarak katılımcıların eğitim düzeyine bakıldığında ilgi çekici bir oran gözlemlenmektedir. Eğitim düzeyi ilkokul ve altı olan katılımcıların İstanbul Sözleşmesi’nden haberdar olma oranı %32 iken, eğitim düzeyi üniversite mezunu olan katılımcıların farkındalık oranının %60 olduğu görülmektedir.
DW Gazetesi’nin 2021 yılında yaptığı bir haberde ise, Metropoll Araştırma Şirketi’nin yapmış olduğu anketin sonuçlarına yer verilmiştir (“Anket: Halkın Yüzde 52,3’ü”, 2021). Ankete göre katılımcıların %52,3’ü İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasının hatalı bir karar olduğunu ve sözleşmenin tekrar yürürlüğe girmesi gerektiğini düşünürken, katılımcıların %26,7’si İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasının doğru bir hamle olduğunu söylemekte ve kararı desteklediğini belirtmektedir. Anket sonuçlarından yola çıkarak İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye’de halkın güvenini kazandığını ve halk tarafından istendiğini açık bir şekilde görebiliyoruz.
İstanbul Sözleşmesi siyasi bir karmaşa ve karışıklığa kurban edilerek yürürlükten kaldırılamayacak kadar değerli ve gerekli bir sözleşmedir. Sözleşme başta Avrupa ülkeleri olmak üzere uluslararası arenada ülkelerin hukuk sistemlerine girerek kendini kanıtlamıştır. Bu başarının en önde gelen aktörlerinden biri olan Türkiye, böyle bir başarıya önderlik ettiği için kendisiyle gurur duymalıdır. Türkiye hükümeti en kısa sürede yapmış olduğu hatadan vazgeçmeli ve İstanbul Sözleşmesi’nin önemini tekrardan kavramalıdır. İstanbul Sözleşmesi’ni karalamaktan ve önemsiz göstermekten vazgeçmelidir. Dahası İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırılmadan önceki halinden de etkili ve doğru bir şekilde uygulanacağına dair halka güven vermelidir. Bu güven, kadınların adalete olan bakışını bir kez daha olumlu bir şekilde değiştirecektir. Türkiye’de kadın şiddeti ve tacizini kısa sürede çözmenin tek yolu bu adımları doğru bir şekilde uygulamaktan geçmektedir. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’ni tekrardan yürürlüğe sokması sadece Türkiye’deki kadınların değil, aynı zamanda Avrupa ülkelerindeki kadınların da faydasına olacaktır. Başta Polonya olmak üzere İstanbul Sözleşmesi’nden farklı sebeplerden dolayı çekilen ülkeler, yine Türkiye’nin önderliğinde sözleşmeyi tekrardan yürürlüğe koymayı düşünecektir. Bu durum Türkiye’nin başlangıçta olduğu gibi tekrardan kadın haklarını savunmada öncü rol üstlendiğinin kanıtı niteliğinde olacaktır.

Kaynaklar

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.