Kapitalizm ve Özgürlük Sorunu

27 Nisan 2026
Dicle Çimendur

Kapitalizm yaratıcısı olduğu serbest piyasa ekonomisinin dinamikleriyle her ne kadar tüketiciyle özgür, bağlayıcı olmayan ilişkiler kurmuş ve tüketicilere sayısız seçim özgürlüğü sağlamış görünüyor olsa da, gerçekte bu ilişki yalnızca kişilerin kendi bireysel istekleri ve ilgileri temel alınarak mı doğmuştur? Kapitalizmin kendisi, sistemin devinimini sağlamak için muhakkak arz-talep ilişkisini kontrol altına almalıdır ve almaktadır da. Bunu bireyi yalnızca tüketici konumuna indirgeyerek yapar. Eğer üretici ve girişimci bu sistemde hiçbir otoriteye bağlı kalmadan üretim yapabiliyorsa, zincirin son parçası olan bireyler, üretici ve girişimcinin ürününü tüketmelidir. Gerçekte ürün bireyin odağında olmasa bile artık olmalıdır ve ürünün bireyin odağında olması üretici, girişimci ve tüketim döngüsünü sürdürülebilir kılmak için suni bir şekilde sağlanacaktır. Öyleyse kapitalist sistemin işleyiş prensibi, bireysel özgürlükleri peşinen kısıtlar.

Kapitalizm serbest piyasa ekonomisinin varlığıyla bireylere kendi değerleri doğrultusunda diledikleri yaşamları seçebileceklerini ve bunun sonucunda sosyal mobilite fırsatlarının bulunduğu düşüncesini satar. Yalnız, nesiller arası sosyal mobilite bireylerin ebeveynlerinin sosyo-ekonomik düzeyiyle doğrudan ilgili olduğundan sosyal mobilite oranları düşüktür; gelir dağılımının en düşük %10’luk kesiminden olan bir ailenin ortalama gelir düzeyine ulaşması dört ila beş nesil sürebilmektedir. Yine en düşük gelir çeyreğindeki bir babanın çocuğu üçte bir oranla babayla yarı gelir düzeyinde kalıyor; diğer üçte ikilik kısmın %40’ı en alttaki yarıda bulunuyor (OECD, 2018). Nitekim Polanyi’nin de aktardığı üzere “Emek piyasasında birey, biçimsel olarak ‘özgür’ görünse de, geçimini sağlayabilmek için emeğini satmaya mecbur bırakıldığı ölçüde gerçek bir seçme özgürlüğünden yoksundur’’(2001, 280). Bu düzende bireyler içine sıkıştırıldıkları ekonomik ve sosyal düzeylerin normlarıyla şekillenmektedir. Kazandığı parayı neye harcayacağı; nasıl bir eve, arabaya sahip olması gerektiği kişilerin kendi ilgilerine değil ona ne satılmak istendiğine göre değişir. İçinde oldukları ekonomik ve sosyal düzeyler onlara özgür ve özgün istekleri dışında seçimler yaptırmış olur.

Kapitalizm üretici, girişimci ve tüketici arasındaki döngünün devamlılığı için alışkanlıkları, pazarlama stratejileriyle manipüle eder ve bu manipülasyon bireylerin fikirlerini etkilemenin ötesinde davranış bozukluklarına yol açar. Psikolog Patrick Trozke, alışveriş bağımlılıkları olduğu düşünülen bir kontrol grubuyla yürüttüğü çalışmada bu kişilerin biyolojik olarak satın alma sırasında uyuşturucu bağımlılığıyla ilişkilendirilen beynin striatum adı verilen bölgesinde satın alma eyleminin dopamin seviyelerinin değiştiğini saptadı ve aslında ürünün kendisinin değil satın alma hazzının insanları harekete geçirdiğini gösterdi (Trotzke, 2021). Bauman (2007), tüketimin kimlik inşasında kullanılmasıyla bireyleri arzularının döngülerine hapsettiği ve geçici tatminler ile kapitalizmin bireylerin davranışlarını yöntemli bir şekilde manipüle ettiğini söyler. Örneğin sosyal medya ve influencerlık kavramlarının varlığı da satın alma manipülasyonları için somut tetikleyicilerdendir, markalarla kurulan iş birlikleri sonucunda yoğun bir şekilde pazarlanan kimi zaman statü göstergesi olarak kullanılan ürünler bireyde eksiklik, geride kalmışlık duygularını oluşturur; özgür ve özgün kararını etkiler, onu arzularının peşinden giderken kontrolsüz alışveriş alışkanlıklarına sürüklemiş olur.

Veri bilimi ve büyük veri kavramlarının gelişmesi, kapitalizmin üretim ve tüketim döngüsünü kontrol altına alması için ona yeni bir alan daha tanımaktadır. Kullanılan sosyal medya mecralarındaki etkileşimler, tıklamalar gibi davranış verileri; konum ve sensör verileri; banka, kredi kartları harcamalarına dayanan finansal veriler, e-posta ve mesajlar aracılığıyla elde edilen medya verileri biricikliğimiz, özgün kişiliğimiz hakkında ayrıntılı analizler sağlar. Tüm bu toplanan verilerle insan davranışlarını tahmin etmek hedeflenir, veriler davranışları modellemek için kullanılır. Nitekim Zuboff (2015) da “gözetim kapitalizmi” kavramını bunlardan yola çıkarak tanımlar. Gözetim kapitalizmi bireylerin günlük hayattaki her bir deneyiminin izini sürerek bunu ekonomik bir ham maddeye dönüştürür. Davranışsal öngörülerle bireyi sistemin devinimi için yönlendirir, özgünlük ve bilişsel özgürlüklerini sınırlandırmış olur. Bu nedenle hukukçular, karar alıcılar ve hükümetler, veri kullanımının kapsamını kontrol etmeli ve bireyleri veriye sahip kişi, kuruluş ya da şirketlerin manipülasyonlarından korumalıdır.

Kaynakça

Trotzke, P., Starcke, K., Pedersen, A., & Brand, M. (2021). Dorsal and ventral striatum activity in individuals with buying-shopping disorder during cue-exposure: A functional magnetic resonance imaging study. Addiction Biology, 26(6), e13073. https://doi.org/10.1111/adb.13073

Polanyi, K. (2001). The great transformation: The political and economic origins of our time. Beacon Press.

OECD. (2018). A broken social elevator?: How to promote social mobility. OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/9789264301085-en

Bauman, Z. (2007). Consuming life. Polity Press.

Zuboff, S. (2015). Big other: Surveillance capitalism and the prospects of an information civilization. Journal of Information Technology, 30(1), 75–89. https://doi.org/10.1057/jit.2015.5