Kapitalist Özgürlük Yanılsaması

27 Nisan 2026
Koray Şeker

Kapitalist piyasa toplumu, kişisel özgürlükleri genişleten bir yapı değil; toplumsal ilişkileri piyasa mantığına bağlı kılarak özgürlüğü ve eşitliği yapısal biçimde tahrip eden tarihsel bir dönüşümdür (Polanyi, 2001, s. 280). Piyasa, bireyleri sarmalayan toplumsal bağları çözer ve eşitsizlikleri doğal ve kaçınılmazmış gibi sunar (s. 280). Kapitalist sosyal yapı, toplumda yaşayan kişilerin sosyal ve ekonomik yaşam şartlarını belirleyen kurallar ve yapısal baskılar üretir (Ypi, 2020, s. 278). İnsanların sosyal medyadaki ve uygulamalardaki alışveriş telaşları da kampanyaların stratejik olmasını sağlamaktadır (Aytekin, 2025). Adeta piyasada bir av-avcı ilişkisi dönmektedir; hatta avların hangi yemle tutulacağı avcılar tarafından belirlenmektedir. Böyle bir piyasa toplumu yapısında kapitalizmin bireysel özgürlüklere yaşattığı tahribat, insanlarda yanılgılar bırakacak seviyeye gelmiştir. Kapitalizm eşitsizlik yaratarak özgürlüğü imkansızlaştıran adaletsiz bir yapıdır.

Kapitalizmin tüketicilere sunduğu “seçim imkanı” tüketim özgürlüğünü garanti etmez. Milton Friedman, Capitalism and Freedom adlı çalışmasında “Serbest piyasa sistemi, bireylere yalnızca üretici ya da girişimci olarak değil aynı zamanda tüketici olarak da özgürlük sağlar; bireyler gelirlerini nasıl harcayacaklarına, hangi mal ve hizmetleri talep edeceklerine ve hangi yaşam tarzlarını seçeceklerine merkezi bir otoritenin yönlendirmesi olmaksızın karar verebilirler” der (Friedman, 1963, ss. 142–150). Fakat burada bahsedilen harcama özgürlüğü kavramı, kapitalizmin bireysel özgürlüklerdeki tahribatı sonucu oluşan yanılgılardan biridir. Kapitalizm tüketiciye yalnızca “seçim imkanı” sağlar, özgürlük anlamında bir katkıda bulunmamaktadır (Ypi, 2020, s. 278). Örneğin, Türkiye’deki neredeyse tüm vakıf üniversitelerinde yemekhane sistemi yerine özel şirket bazında alternatiflerin bulunması, bazı bakış açılarına göre “seçim imkanı” iken; aslında tamamen ekonomik adaletsizliği ortaya çıkaran, özellikle bir eğitim merkezinde herkesin faydalanabileceği makul bir yemekhane yerine belli başlı bir sınıfın kullanabileceği bir fırsat olarak kapitalizm tarafından özgürlük adı altında pazarlanmaktadır. Kapitalizmin sunduğu seçim imkanı çoğu zaman yüzeysel bir özgürlüktür; bu yüzden bireylerin gerçek akıl yürütme ve etik eylem kapasitesini engeller (Ypi, 2020, s. 278).

Şirketler ve markalar kapitalist piyasada kendilerine yeni satış ve kampanya stratejileri geliştirip sosyal medya uygulamalarını dahi adeta birer satın alma platformuna çevirmenin yollarını ararken, tüketicilerde ise obsesif kompulsif bozukluğa benzer belirtiler her geçen gün giderek artış göstermektedir (Aytekin, 2025). Para, toprak ve emeğin “meta” adı altında örgütlenmesi, toplumsal yaşamın belirleyici ilkelerinden birinin piyasa olmasına yol açmış; bu süreç bireyleri ekonomik güçlükler karşısında kırılgan ve bağımlı yapmıştır (Polanyi, 2001, s.280). Yaşamda piyasanın bu kadar net ve merkezde rol almasıyla insanlarda alışverişin bir ihtiyaçtan ziyade gereklilik durumuna dönüşmesine yol açar. Bu “kompulsif satın alma” olarak adlandırılan alışveriş bağımlılığına dair her gün yeni çalışmalar öğreniyor olmamıza rağmen bu yeni bir bağımlılık değildir. 1899 yılında Alman psikiyatrist Emil Kraepelin “krankhafte kauflust” (patolojik satın alma isteği) terimini kullanmıştı ve bu bozukluğa “oniomani” (Yunanca onios yani “satılık” ve mania yani “delilik”) adını vermiş; bundan etkilenen kişileri “alışveriş manyağı” olarak nitelendirmiştir (Akt. Aytekin, 2025). Günümüzde birçok kampanya ve indirim günlerinin yapay şekilde üretilmesi; “Kara Cuma”, “Efsane Kasım”, “En Uzun Gece İndirimleri”, kapitalist piyasanın bir stratejisidir. Alışveriş bağımlısı insanların alışveriş esnasında adeta bir madde etkisinde gibi davrandıkları, psikolog Patrick Fagan tarafından yapılan çalışmada ispatlanmıştır (Akt. Aytekin, 2025). Firmaların bu kampanyalarının ise, tamamen av-avcı ilişkisine dayandığı; kişinin bireysel özgürlüğünün ve seçim imkanın da ortadan kalktığı açıktır.

Kapitalist piyasa; insanların kendilerini özgür sandıkları ancak bireyi toplumsal güvencelerden ve kolektif koruma mekanizmalarından koparan, fiilen daraltan bir yapıdır (Polanyi, 2001, s. 280). Kapitalist piyasanın yarattığı bu daralma, bireyi yalnızca bugünkü güvencelerinden koparmakla kalmıyor, aynı zamanda gelecekteki fırsat eşitliğini de tehdit eden kalıcı hasarlar bırakıyor. Akıllı telefonlar ve dijital platformlar aracılığıyla hayatımıza sızan ‘yapay kampanya günleri’, tüketim alışkanlığını adeta bir salgına dönüştürerek irademizi kuşatmaktadır. Bu gidişat, insani değerlerin silindiği ve her şeyin alınıp satılan bir meta haline geldiği distopik bir geleceğe kapı aralamaktadır. Sonuç olarak, böyle bir sistemin içinde bize sunulan şey gerçek bir özgürlük değil, yalnızca markalar arasında seçim yapma illüzyonudur. Birey, bu seçenekler arasında özgür olduğunu sansa da aslında piyasanın belirlediği kurallara ve zorunluluklara hapsolmuş durumdadır.

Kaynakça

Aytekin, D. (2025, 26 Eylül). Kompulsif satın alma: Markalar tüketicilerin alışveriş bağımlılığını nasıl tetikliyor? Aposto. Çevrimiçi erişim için: https://aposto.com/s/kompulsif-satin-alma-markalar-tuketicilerin-alisveris (Erişim Tarihi: 16 Şubat 2025).

Friedman, M. (1963). Capitalism and freedom (ss. 142–150). Chicago Üniversitesi Yayınları.

Polanyi, K. (2001). The great transformation: The political and economic origins of our time (s. 280). Beacon Press.

Ypi, L. (2020). Democratic dictatorship: Political legitimacy in Marxist perspective. European Journal of Philosophy, 28, s. 277–291.