Artan Birey İradesi, Azalan Nitelik: Sosyal Medyanın Politik Eylemleri Yüzeyselleştirmesi
27 Nisan 2026Kerem Kıray
Sosyal medya, bireylerin düşüncelerini herhangi bir kısıtlama ya da doğruluk süzgecinden geçirmeden geniş kitlelere ulaştırmasına olanak tanıyarak yeni bir özgürlük alanı yaratmıştır. Bu özgürlük alanı, özellikle marjinal bireylerin ve grupların görünürlük kazanmasına yardımcı olmuştur (Göle, 2013, s. 18). Fakat bu görünürlük her zaman doğru ve kalıcı bilginin aktarılmasına olanak tanımayabilir. Sosyal medya algoritmaları, yüksek beğeni ve yorum alan içerikleri ön plana çıkarma eğiliminde çalışmaktadır. Bu algoritmalar, manipülasyona açık yapılar sergilemektedir. Anlık ve sürekli içerikleri önceliklendiren tasarımları, hangi bilginin görünür olacağını belirlemektedir. Bu durum, toplumsal gerçekliğin tam ve dengeli biçimde temsil edilmesini zorlaştırmaktadır. Sosyal medya, siyasal katılımı beğeni ve paylaşım düzeyine indirgeyerek politik eylemi yüzeyselleştirir.
Sosyal medya aracılığıyla beğeni ve paylaşım üzerine anlık olarak kamuoyunun gündemine gelen politik konular, bir o kadar ani olarak unutulma eğilimi gösterdikleri için sosyal medya temsili artırırken etkiyi azaltır. Nitekim Zeynep Gambetti’ye (2014) göre siyasal düşünceler yalnızca kurumsal siyaset alanlarının çatıları altında üretilmek zorunda olmayıp gündelik hayatlar içerisinde, yaşamın kendisi aracılığı ile metinler, duygular ve bedenler bağlamıyla de üretilebilir (s. 90). Gündelik hayatın olağan akışı içinde filizlenen bu infra-politik* eylemler; sosyal medya gibi etkileşim yoğunluklu ağlar vasıtasıyla, geleneksel kolektif eylemlerin aksine merkezi bir lider veya kurumsal bir örgüte ihtiyaç duymadan hızla kitleselleşerek “bağlantılı eylem” (connective action) niteliği kazanabilir. Ancak sosyal medyanın getirmiş olduğu bu görünürlük her zaman kitleler tarafından benimsenen, uzun soluklu bir siyasal eyleme dönüşmeyebilir (Gambetti, 2014, s. 90). Sosyal medya algoritmaları sürekli daha çok beğeni ve yorum alan içerikleri ön plana çıkarma eğiliminde oldukları için gündemi anlık olarak değiştirebilirler. Bu anlık değişimler, kamuoyunda büyük yankı oluşturmuş olsa dahi kurumsal bir omurgaya oturmamış olan efemeral içeriklerin kolaylıkla ana gündemden düşmesini sağlayarak politik eylemlerin etkilerinin azalmasına sebep olabilir. Gambetti’nin şu fikri de bu argümanı destekler:
Sosyal medya, duygulanımları ve tepkileri hızla dolaşıma soksa da bu dolaşım çoğu zaman siyasal karar alma mekanizmalarına nüfuz edemez. Bu nedenle dijital görünürlük, dönüştürücü siyasal eylem yerine, etkisi sınırlı bir temsil alanı olarak kalma riski taşır. (Gambetti, 2014, s. 90)
Sosyal medya, bireylere özgür bir ifade alanı sunsa da paylaşılan siyasal içeriklerin doğruluğunu teyit edecek bir editoryal denetim mekanizmasından yoksun olduğu için yapılan politik eylemlerin epistemolojik güvenilirliğini azaltarak siyasal eylemlerin yüzeyselleşmesine sebep olur. Sosyal medya herkesin içerik üretebildiği, anlık ve çok sayıda bilgiye kısa sürede ulaşılmasını kolaylaştıran bir platformdur. Fakat sosyal medyada maruz kaldığımız bilgiler hiçbir editoryal denetim mekanizmasından geçirilmeden kullanıcılarla paylaşılabilmektedir. Bu, anlık kamuoyu tepkisi gerektirebilen konularda işlevselmiş gibi görünse de bilgilerin bu denli denetimsiz paylaşıma açık olması asparagas bilgilerin kitleleri yanlış yönlendirmesine sebebiyet verebilir. Bu yanlış yönlendirmeler toplumsal bir hareket haline dönüştüğü zaman bireylerin sorgulamadan ve kaynak araştırmalarından uzak, doğrudan kabul haline dönüşen bir performatif politik zemin oluşmasına sebep olabilir. Paolo Gerbaudo’nun şu sözleri bu argümanı sağlam bir zemine oturtmaktadır:
Geleneksel kamu alanındaki akılcı ve tartışmaya dayalı katılımdan farklı olarak, sosyal medya çevrimiçi kalabalıklar tarafından şekillendirilir ve bu kalabalıklar çeşitli reaksiyon metrikleriyle (beğeniler, paylaşımlar, yorumlar vb.) görünür hale gelir. (Gerbaudo, 2022, ss. 123-138)
Bu sebepler çerçevesinde sosyal medya kamuoyunun sesini artırsa dahi, güvenirlik niteliğini azaltarak yüzeysel bir politik eylem alanı oluşmasına yol açmıştır.
Sosyal medya kitlelerin temsilini kolaylaştırırken, bir o kadar da kitlelerin yönlendirilmesinde etkili bir araç haline gelmiştir. Bireyler sosyal medyada da kendi fikirlerini özgürce paylaşırken, ana akım gündemini sosyal medyada beğeni ve yorum sayılarının fazlalığı ile gündemde kalan paylaşımların belirlediği göz ardı edilmemelidir. Bu denli büyük kitlelerin kolektif iradelerini etkileyen sosyal medya platformlarının öne çıkardıkları içerikleri belirleyen algoritmaları, organik olmayan müdahalelere ve dışsal manipülasyon tekniklerine karşı yüksek bir kırılganlık sergilemektedir. Etkileşim metrikleri; otomatize edilmiş etkileşimler ve bir konu üzerinde sadece savunma ve öne çıkarma için kullanılan “eşgüdümlü dezenformasyon ağları” gibi yöntemlerle manipüle edilebilir. Bu durum dijital araç kullanıcılarına dijital dünyanın ve sosyal medya gibi bilgi paylaşım uygulamalarının marjinal gruplara kazandırdıkları görünürlüğün epistemolojik güvenilirliğini tartışma hakkı doğururken, bu araçlar üzerinden gerçekleştirilen politik eylemlerin niteliksel derinliğini yitirerek yüzeyselleşmesine neden olmaktadır.
Kaynakça
Gambetti, Z. (2014). Occupy Gezi as politics of the body. (Ed. U. Özkırımlı), The making of a protest movement in Turkey: #occupygezi içinde, ss. 89-102. Palgrave Macmillan.
Gerbaudo, P. (2022). Theorizing reactive democracy: The social media public sphere, online crowds and the plebiscitary logic of online reactions. Democratic Theory, 9(2), ss. 1-18.
Göle, N. (2013). Modernist kamusal alan ve İslami ahlak. Melez desenler: İslam ile modernliğin iç içe geçişleri içinde, ss. 23-56. Metis Yayınları
* İlk kez James C. Scott tarafından literatüre kazandırılan infra-politik kavramı; açık bir isyana teşebbüs edemeyen baskı altındaki grupların, gündelik hayatın içinde geliştirdikleri “örtük” direniş biçimlerini ifade eder.
