Fatih-Harbiye’de Eril Tahakküm ve Kamusal Alanda Kadın

Ceyda Senay Güler

Edebi eserler yazıldıkları dönemin tinsel ve düşünsel boyutlarda sahip olduğu koşullarını yansıtan bir üretim sürecinin ürünleridir. Tanzimat dönemiyle birlikte modernleşme hareketlerinin oluşmaya başlaması yeni bir edebi anlayışın izlerini eserlere taşımaktadır. Cumhuriyetin ilanına kadar sosyal ve siyasi alanda yaşanan her bir değişim hukuki süreçlerde farklılaşmalara sebep olsa da toplumsal yaşamdaki sekülerleşme temelli hareketler daha özgür bir düşünce ortamının tahsis edilmesiyle birlikte ancak açığa çıkabilmektedir. Bunun esas sebebi var olan devlet söyleminin edebi eserler üzerindeki etkileyici ve yaptırımcı gücüdür. Modernleşme kavramını işleyen yazarlar kadınların toplum içerisinde sahip olduğu konumun ve buna ek olarak toplumsal cinsiyet rollerine yüklenen sorumlulukların mevcut siyasi süreçlerdeki dönüşümüyle birlikte yaşadığı değişim retoriğini yansıtmaktadır. Ana akım edebiyatının tarihsel bağlamı içinde değerlendirilen Peyami Safa’nın Fatih-Harbiye adlı romanında doğu-batı çatışmasının toplumsal statükoyu bozucu figürleri biçimlendiren örneklere rastlanmaktadır. 

Kâmil Demirhan’ın “Modernleşme Sürecinde Ataerkil Rollerin Yeniden Yapılandırılması: Erkek Feminizmi ve Türk Edebiyatından Örnekler” (2014) başlıklı makalesinde belirttiği gibi, “Muhafazakâr ve modernleşmeci yaklaşımlarda ataerkil rollerin yeniden yapılandırılması bakımından muhafazakâr-modernleşme çizgisinin bir sentez ve ortak eğilim olarak geliştiğini söylemek mümkündür” (s. 8). Kadınlara yalnızca geleneksel yaklaşımların bir parçası olarak değil bu süregelişin aktarımından da sorumlu olmasını gerektiren roller yüklenmiştir. Türkiye’de meydana gelen ve temelde sosyal hayatın yeniden biçimlendirilmesine yönelik uygulanan belli yeni kanun ve hükümler; mevcut olan hakların genişletilmesi, yenilenmesi ve süreklilik kazanmasına yönelik büyük bir önem arz etmektedir. Burada özellikle kadın haklarına yönelik olarak yapılan yeni reform hareketleri ile çağın gerisinde bırakılan ve büyük bir bilinmezlikte bulunan kadınların konumu bir düzene kavuşmuştur. Özellikle dini inançların sosyal yaşama katkıları sayesinde uygulanan dini kavram ve kurallar laikliğin hâkim olması ile birlikte yerini çok daha modern ve çağdaş bir görünüme bırakıp, kadınları yüzyıllardır içinde bulunduğu özgürlüğünü kısıtlayan durumlardan kurtarmak istemiştir (Ulukütük, 2013). Ataerkil düşünce yapısı tarihsel bağlam içerisinde kolektif bir biçim değişikliğine uğramış olsa da kadınlar yeni ataerkil söylemlerine maruz kalmıştır. Bunun esasında eril tahakküm inşasının pekiştirilmek istenmesi ve dinamik sistemler üzerinde kurulması vardır. Erken Cumhuriyet dönemi modernleşme süreci eserlerinden olan Fatih-Harbiye romanında eril tahakküm, kadınların kamusal alanda özgürleşme sürecini yavaşlatmaktadır.
Romanında Neriman karakteri üzerinden elde edilen örneklemler Batılılaşma sürecinde yazarın muhafazakâr bir siyasal duruşa sahip olduğunu göstermektedir. Romandaki bir pasajda ifade edilen;

Siyah saten gömlekli, siyah başörtülü kız. O vakit böyle koşmazdı. Liseden çıkar ve Süleymaniye’nin köşesinde görünürdü. Kolunda çantası, başı önüne eğilmiş, gözlerinde korku ve dudaklarında tebessüm, Şinasi’nin yaklaştığını görünce korkusu giden ve sevinci artan gözleriyle yere bakar, hafifçe kızarırdı. Sonra yan yana, hiç konuşmadan, epey yürürler ve buluşmanın ilk zevkini bu sükût içinde daha çok hissederlerdi. (Safa, 1968, s. 14)

Neriman’ın zaman içerisinde değişim gösteren istekleri ve merak ettiği yaşam tarzları neticesinde yapmış olduğu eylemlerde tedirgin ve korkmuş bir ruh hali vardır. Bu deneyimlerin bütününde hissedilmesi gereken pozitif duyguların yerini aksine olumsuz duygulara bırakmasının sebebi olarak başta Neriman karakterinin bir kadın olarak bu farklılaşma sürecine gitmek istemesi vardır ve akabinde yazarın sahip olduğu Türk-İslam sentezi görüşünün romandaki varlığıdır. Romanda Şinasi ve Faiz Bey arasında geçen konuşmada şu şekildedir:

Şinasi sordu:

-Bu kadar geç kaldığı olmamıştır, değil mi?

-Biliyorsun ya, geçen ay, bir kere daha geç gelmişti. Hatta gece yarısından sonra… Fakat o zaman evvelden haber vermiştiniz, sen de beraberdin. (Safa, 1968, s. 16)

Neriman’ın eve geç gelmesi Şinasi ve Faiz bey’in dikkatini çekmiştir ve konuşmada değinilen önceden haber verme ifadesi ve buna ek olarak Neriman’la birlikte Şinasi’nin de gece onunla dışarıda olması her durumda normal karşılanması gereken eylemin babası ve nişanlısı tarafından meşrulaştırılmasının gerekçesi konumuna getirilmiştir. Bu durum Şinasi ve Faiz Bey’in Neriman’ın kamusal alana çıkış pratiklerini denetleme ittifakının bir sonucudur.
Darülfünun da eğitim alan, erkeklerin de olduğu meclislerde enstrüman çalan, Şarklı ve Garplı arasında seçim yapma hakkına sahip olan bir kadın profilini Neriman üzerinden aktarmış olması kadınların toplumsal hayata katılımının olduğuna dair destekleyici faktörler olarak gözükse de Neriman’ın seçimlerinin sonucunun eve dönüş olarak sonlandırılması okuyan kitle üzerinde gelenekten kopma uğraşının yine öze dönerek sonuçlanacağının aktarımı olmuştur. Peyami Safa’nın Neriman karakterindeki dönüşüm sürecini bir aşk hikayesi üzerinden ele alması yeni ataerkil rollerin oluşmasını ve eril tahakküm altında bir karar verme sürecini ortaya çıkartmaktadır. Neriman’ın karar verme sürecinde oldukça belirleyici rol oynayan Faiz Bey ve Şinasi karakterleri bir otorite figürüdür. Pelin Görgülü’nün “Aşk, Aile ve Kadın Kavramları Üzerinden Peyami Safa’ya Genel Bakış” (2021) başlıklı incelemesinde belirttiği üzere Peyami Safa:

Kadını erkekle eşit olarak görmek yerine ‘liyakat’ esasına dayalı bir perspektifte incelemenin daha doğru olduğunu vurgular. Peyami Safa, kadınla erkeğin toplumdaki rollerini ‘doğanın emrettiği” gibi görür. Ona göre değişen toplum halen ataerkil bir düzlemde devam eder. Bu düzlem cemiyetin, dünya düzeninin oluşturduğu yazılı olmayan bir kuraldır. Kadınlar bu düzende eril hegemonyası ile ittifak içinde olmalıdır. (s. 138)

Bu bağlamda kadın ve erkek arasında eşit ilkelerin gözetilmesine değer verilen bir çerçeve çizilmiştir. Bir bireyin en temelde çocuk olarak atfedilecek çağlarında sahip olmaya başladığı aidiyet duygusunun zamanla değişime uğraması her ne kadar doğal ise bunun Fatih-Harbiye romanında bir kadın karakter üzerinden aktarılıp değişim unsurunun temeline de iki erkek karakterin konulması Neriman’ın bu değişime olan iştiyakını göstermektedir. Cumhuriyet’in ve en temelde modernleşme hareketinin beraberinde getirdiği radikalleşmeye karşı antipati oluşumuna sebebiyet verebilmektedir (Oktay, 2003).
Fatmagül Berktay’ın (2020) “Osmanlıdan Bugüne Kadın Mücadele Tarihine Bir Bakış” başlıklı röportajında belirttiği gibi tarih, kopuşlarla sürekliliğin bir oluşumudur. Modernleşme hareketleri Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar biçim değiştirse de kadınlar açısından ikili bir efendi sisteminin olduğu aşikardır. Bu sistem de kadınlar yalnızca devletin ve bu bağlamdaki yasaların bir öznesi değil aynı zamanda içinde bulundukları aile ve gelenek yapılarına da bağlı olmak durumundadır. Aile kavramının sadece kadınlar üzerinden yürütüldüğü dönemlerden bugüne yaşanan değişimler yani özel alanın kamusal alanda kendini göstermesi de bu durumu kadınları birçok kuralın nesnesi konumuna getirmektedir. Keçecizade İkbal Hanım’ın Tanin gazetesinde belirttiği üzere erkeklerin kadınları korumakla mükellef olması ve siyasal haklarda eşitlik olamayacağı ifadesi dönemin zihniyetini gösterir niteliktedir. 1926 yılında Medeni Kanun ile birlikte kadınların kamusal alana çıkışı sağlandı ancak ataerkil toplum yapısı değişmedi, önceden dini unsurları kullanan sistem şu an da sadece biçim değiştirmiş şekilde varlığını sürdürüyor. Kadınların kamusal alanda varlığının araçsallaştırılmış bir konu haline gelmesinin en büyük sebebi de sadece toplum yapısında bir ilerleme kaydetme isteğidir.

Kaynaklar

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.