Türki̇ye’de Düzensi̇z Göçmenlere Uygulanması Gereken Poli̇ti̇ka

Sena Nur Bayırdar
Ülkemizin kapıları düzensiz göçmenlere açık tutulmalı mıdır? Günümüzde bu soru yoğun bir şekilde tartışılmaktadır. Bu soruya doğru cevabı verebilmek için ilk olarak göçün tanımını doğru yapmamız gerekir.
Göç, çeşitli nedenlerden dolayı insanların yaşamlarının bir bölümünü ya da tamamını geçirmek için başka bir yere gitmeleridir (Gazi ve Çakı, 2019, s. 54). Düzensiz göç ise bir ülkeye yasadışı yollarla giren veya yasal yollarla gelip yasal çıkış süreleri geçtikten sonra da o ülkede kalmaya devam eden göçmenleri kapsar (Erdoğan, 2020, s. 34).
Bu tanımlarla birlikte “hedef ülke” ve “transit ülke” kavramlarını da ele alabiliriz. Hedef ülke, göçmenlerin sahip olduğu yaşam standartlarını daha iyi bir hale getirmek için ulaşmaya çalıştıkları daha gelişmiş ülkelerdir. Transit ülke ise göçmenlerin hedef ülkeye ulaşmak için geçtikleri yerlerdir. Türkiye, gelişmiş Avrupa devletleriyle komşu olması nedeniyle transit ülke konumuna girerken aynı zamanda bölgesel gücü sayesinde önemli bir hedef ülkedir.
2020 yılı verilerine göre dünyadaki göçmen nüfusu 70 milyona ulaşmıştır. Göçmen sayısı arttıkça onlara karşıt birçok fikir ortaya çıkmıştır. Ama göçmen karşıtı fikirler ortaya atılırken çok önemli bir nokta es geçilmektedir. Göç etmek isteyenler, daha doğrusu göç etmek zorunda kalanlar hayatta kalabilmek için kendi ülkelerinden başka ülkelere gitmektedirler. Eğer biz bu insanların başka ülkelere girmesini engellersek onları hayatlarının en kötü zamanında çaresiz bırakmış ve onları ölüme terk etmiş oluruz. Böylelikle soruyu kesin bir şekilde cevaplayabiliriz. Türkiye sınırları düzensiz göçmenlere açık tutulmalıdır.
Düzensiz göçmelere kapılarımızı kapatmak insan haklarına aykırıdır. “Bütün insanlar onur ve haklar bakımından eşittir” sözünden de anlaşılacağı gibi hiçbir devlet veya kişi tarafından insan hakları sınırlandırılamaz ve ihlal edilemez (Gazi ve Çakı, 2019, s. 69). Devletler, düzensiz göçe dair politikalarını belirlerken sadece mevcut durumu düşünerek değil gelecek nesilleri de göz önünde bulundurarak karar vermelidir
Göç etmek zorunda olan mülteciler, dünyanın her yerindeki insanlar kadar sağlıklı, huzurlu, eğitimli ve özgür olarak yaşamayı hak etmektedirler. Yaşadıkları ülkede bu olanakları kendilerine ve gelecek nesillere sağlamayacaklarını düşünerek yaşam standartları daha yüksek olan yerlere göç etmek istemektedirler.
Katı politikalar karşısında göç edemeyenler insanlar arasında en çok etkilenen ve en çok zarar gören grup çocuklardır. Günümüzde insan hakları ne kadar sık vurgulanıyor olsa da mülteci çocuklar sağlık ve yaşam hakkı tehdidiyle karşı karşıyadırlar. Çocuklar savaşın kötü şartlarına karşı savunmasızdır. UNICEF’in 2018 verilerine göre sadece Ocak-Şubat aylarında 1.000 çocuğun hayatını kaybettiği ya da yaralandığını, yaklaşık 3,3 milyon çocuğun ise patlamaya hazır mayınlar ve patlayıcılar arasında yaşam sürdüğü belirtilmiştir (UNICEF, 2018). Bu durum birçok aileyi çocuklarını korumak adına başka ülkelere göç etmeye mecbur bırakmaktadır. Savaşın çocuklar üzerindeki en önemli etkisi ise eğitim haklarının ellerinden alınmasıdır. Okula gidemeyen çocuklar küçük yaşta evlendirilmekte ya da çalıştırılmaktadır. Bu nedenle mülteci çocukların eğitim alma imkanları artırılırsa çocuk işçiliğin ve evliliklerin engellenmesi sağlanabilir (Derince, 2019, s. 65).
Göçmenler ülkenin ekonomisine katkıda bulunur. Ülkemizde tam tersi bir görüş hâkim olsa da araştırmalarda elde edilen bulgular bunun doğru olmadığını göstermektedir. Türkiye’nin ortalama nüfus yaşı yükselmektedir. Bununla birlikte işgücü de azalmaktadır. Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin %60,77’si 15-64 yaş aralığındadır ve bu da işgücüne katılabilecek bireyler demektir (Kutlu, 2019, s. 47). Bugün ülkede olan her dört göçmenden üçü çalışmaktadır (Gazi ve Çakı, 2019, s. 72). Böylelikle Türkiye ihtiyacı olan işgücünü kolayca sağlamaktadır.
Bu konuda kamuoyu göçmenlerin yerel halkın iş olanaklarını sınırlandırdığını düşünmektedir. Düzensiz göç tanım olarak nitelikli göçmenleri kapsamaz. Düzensiz göçmenlerin çoğu yerel halkın çalışmayı tercih etmediği işler için ucuz işgücü oluşturur (Kutlu, 2019, s. 53). Ucuz işgücü, işverenler tarafından daha çok tercih edilir çünkü ellerindeki sermaye ile daha fazla yatırım yaparak ülke ekonomisinin canlanmasına katıda bulunurlar. Ayrıca göçmenler kurdukları fabrikalar ve yaptıkları yatırımlar sayesinde ülkenin ekonomisi kalkındırırlar. Ülkeye yeni sermaye girişi olur. Bunun sayesinde üretim artar ve hızlanır. 2015 yılında Türkiye’de Suriye menşeli 4.000 firmanın 220 milyon ABD doları sermaye ile kurulmasını buna örnek verebiliriz (Gencer, 2019, s. 43).
Ülkemizde büyük bir tartışma konusu olan düzensiz göç karşısında sınırlarımızın açık tutulması tüm açılardan değerlendirildiğinde yerinde bir karar olduğu görülmektedir. Halktan bazı kişiler ve devlet yöneticilerinin birkaçı göçmenlere karşı sert bir tutum sergilenmesi gerektiğini savunur. Ama bu, ülkeye düzensiz göçmen girişini engelleyen bir çözüm değildir. Buna dair iyi bir örneğini Amerika-Meksika sınırında görebiliriz. Amerika, Meksika’dan gelen göçmenlere karşı katı politikalar uyguluyor. Fakat şu an ülkelerinde ciddi bir Meksikalı göçmen nüfusu bulunuyor. Bunun bir çözüm olmadığı, göçmenlerin ülkeye farklı yollardan girmeye çalışırken birçoğunun hayatını kurtarmak için çıktıkları bu yolda can vermesiyle görülüyor. Göçmenlerin ülkeye girmelerinin engellenmesi yerine onların yasal yollardan sınırları geçmesini sağlayacak politikalar uygulanmalıdır. Böylelikle Türkiye’ye sığınan göçmenlerin hakları ihlal edilmemiş ve bu göçmenler kaderlerine terk edilmemiş olur. Aynı zamanda ülkemize sağladıkları toplumsal, ekonomik ve kültürel alandaki katkılardan da etkili bir şekilde faydalanabiliriz (Gazi ve Çakı, 2019, s. 76).

Kaynaklar

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.