Yeni Toplumsal Sansür Mekanizması: İptal Kültürü

25 Haziran 2026
Ayşe İdil Koca, Sarp Yalçın, Şerife Öznur Hayta

İptal kültürü neden demokratik bir hesap sorma biçimi değil de sistematik bir dijital sansür biçimidir? İptal kültürünün sıradan bir demokratik tepki veya hesap sorma pratiği değil, sistematik bir dijital sansür mekanizması olduğu gerçeği, onun yapısal belirsizliğinde gizlidir. Lukianoff ve Schlott’un (2023) da belirttiği üzere, “2014 yılı civarında belirginleşen ve 2017 sonrasında ivme kazanan iptal kültürü, ifade özgürlüğü standartları kapsamında korunması gereken söylemlerin cezalandırılmasına odaklanan, insanları korku ve itaat iklimine sürükleyen bir olgudur” (s. 35). Klasik sansür mekanizmalarında yasaklanan sınırların netliği genellikle toplumsal bir direniş potansiyeli barındırırken iptal kültüründe ihlal sınırlarının muğlaklığı, bireyleri sürekli bir otokontrole iter. Modern iletişim çağında bu yeni nesil sansürün ana mecrası hâline gelen dijital platformlar, paradoksal bir işleyişe sahiptir: Mimari olarak herkese fikirlerini sınırsızca ifade etme imkânı sunan sosyal medya platformları, kültürel pratik olarak aykırı sesleri anında tecrit edip susturur. Yani, başlangıçta bireylerin fikirlerini paylaşabilecekleri özgürlükçü birer kamusal alan olarak tasarlanan sosyal medya mecraları, iptal kültürü eliyle eleştirel diyaloğun yok edildiği, aykırı seslerin anında susturulduğu alanlara dönüşmüştür. Bu dönüşüm, iptal kültürünü bir eleştiri pratiği olmaktan çıkarıp devlet otoritesiyle uygulanan kurumsal sansürden çok daha kapsayıcı ve etkili bir sansür türü konumuna taşımaktadır.

İptal kültürü, hukuki süreçleri ve savunma hakkını yok sayarak bireyleri toplumsal bir dışlanma mekanizmasıyla cezalandırdığı için modern dünyanın en etkili sansür araçlarından biri haline gelmiştir. Bu kültür, toplumsal denetimi “ahlaki arınma” adı altında meşrulaştırarak bireyler üzerinde geleneksel devlet sansüründen çok daha etkili bir baskı kurmaktadır. Bu sebeple iptal kültürü, görünürde ahlaki bir panik sergilediği iddiasında olsa dahi (Clark, 2020, ss. 88-89), aslında bireylerin ifade alanlarını daraltan sistematik bir susturma politikasıdır. Nitekim modern iptal kültürü döneminde Amerikan üniversitelerinde yaklaşık 200 profesörün işine son verildiği bilinmektedir (Lukianoff ve Schlott, 2023, s. 32). Bu sayı, tarihteki en büyük kitlesel ifşa ve sansür dönemlerinden biri olan “Kızıl Korku” (1947-1957) yıllarında işlerinden edilen ve kariyerleri sonlandırılan insanların sayısını dahi geride bırakmıştır (Lukianoff ve Schlott, 2023, s. 32). İptal kültürünün yarattığı dışlayıcı politikaların sonuçlarını “hoşa gitmeyen bir eleştiri yağmuru” olarak hafifletmek akla yatkın değildir (Clark, 2020, s. 90). Böyle düşünüldüğünde iptal kültürü, yalnızca ifade özgürlüğünü zedelemekle kalmaz, aynı zamanda farklı görüşleri dinleme ve anlama yükümlülüğünü de tamamen ortadan kaldırır. Bu kültür, bireylerin karşı tarafın argümanlarıyla yüzleşmekten kaçınmak için kuşandıkları bir zırh işlevi görmektedir. Dolayısıyla iptal kültüründe temel amaç bir tartışmada haklı çıkmaktan ziyade, doğrudan rakibi susturmaktır. Bu süreçte kişiliğe saldırı (ad hominem) taktikleri benimsenerek, yalnızca muhalif bir argümanın dile getirilmesi engellenmez; o sesin sahibi de bütünüyle tecrit edilerek susturulur (Lukianoff ve Schlott, 2023, ss. 16-17).

İptal kültürü, tanınmış kişileri veya medya figürlerini tek bir söylemleri üzerinden linç dinamiklerine maruz bırakarak kişilik haklarını ihlal ettiği için sistematik bir sansür mekanizması olarak nitelendirilmelidir. Bu kültürün fenomenleri sansürlemek için kullanılmasının temel sebebi, ana akıma aykırı düşüncelerin “toplum vicdanı” kisvesi altında sistematik biçimde susturulmasıdır. Clark’a (2020) göre, “J. K. Rowling veya Louis C. K. gibi figürlerin ‘iptal edildim’ şeklinde serzenişleri, aslında platformlarını veya servetlerini kaybetmeleriyle ilgili değil, ayrıcalıklarının sorgulanmasına verdikleri tepkidir…” (s. 90). Ancak süreci yalnızca bu boyutuyla okumak indirgemeci bir yaklaşımdır. Özellikle J. K. Rowling örneği ele alındığında, Harry Potter gibi küresel çapta popüler bir serinin yazarının yaşadığı krizi yalnızca “ayrıcalıklarının sorgulanması” ekseninde değerlendirmek yetersiz kalır. Yazar, tartışma yaratan söylemlerinin ardından ciddi bir iptal sürecine maruz kalmış ve uzun süre kamusal mecralardan ve yayınlardan dışlanmıştır. Yani bu kültür; söz konusu bireylerin kariyerlerini, sosyal statülerini, hatta kişisel güvenliklerini tehdit eder hale gelmiştir. Dolayısıyla kamusal figürlerden hesap sorma iddiasıyla yola çıkan bu dalga, karşıt görüşleri bir daha asla konuşamayacak şekilde ezmeyi amaçladığı için demokratik bir kazanımdan ziyade, ifade özgürlüğünün önündeki en büyük bariyerlerden biri olarak değerlendirilmelidir.

Eski çağın dışlama anlayışı dijitalleşmeyle birlikte biçim değiştirerek modern çağda yeni bir sansür mekanizmasına dönüşmüştür. Salt bir toplumsal baskı aracı olmanın ötesine geçen iptal kültürü, sadece ifşa değil, aynı zamanda muhalif sesleri bütünüyle susturma işlevi görmektedir. İptal kültürü, insanların söylemlerinin radikal sonuçları olacağını açıkça ilan ederek bireylere korku ve itaat aşılar. Her ne kadar yüzeysel bir “toplumsal arınma” vaadi sunsa da yarattığı bu baskı ortamı, iptal kültürünü dijital çağın en yıkıcı sansür pratiklerinden biri hâline getirmektedir. Kişileri eğitmek veya dönüştürmek yerine dijital olarak yok etmeye odaklanması, demokratik ve çağdaş düşüncenin önündeki en büyük engellerden biridir. Geleceğin iletişim ekosistemi, insanları tek bir hata ile silen değil; fikirlerin özgürce tartışılabildiği sağlıklı bir iklimde yeşermelidir. Tüm bu gerekçeler ışığında iptal kültürü, masum bir toplumsal tepki değil, modern çağın sistematik bir sansür biçimidir.

 

Kaynakça

Clark, M. D. (2020). Drag them: A brief etymology of so-called “cancel culture”. Communication and the Public, 5(3-4), 88–92. https://doi.org/10.1177/2057047320961562

Lukianoff, G. ve Schlott, R. (2023). The cancelling of the American mind: Cancel culture undermines trust and threatens us all-but there is a solution. Simon & Schuster.