Zorunlu Askerlik ve Gölge Düşüren Kısıtlamalar
25 Haziran 2026Öncü ÖZER
Zorunlu askerlik uygulaması dünya genelinde ve 28 ülkeyi bünyesinde barındıran NATO içinde Danimarka, Estonya, Norveç, Türkiye ve Yunanistan gibi ülkelerde yürütülen askeri yapıya dayalı köklü bir sistemdir. Temelleri, uluslararası yönetimlerde askeri yapıların egemen olduğu 19. ve 20. yüzyıllara dayanan bu uygulama kısaca devletlerin, kendi ülkelerindeki vatandaşlarını belirli bir süre boyunca askerlik görevini yerine getirmek amacıyla kışlalara ve askeri birliklere çağırması olarak tanımlanabilir. Zorunlu askerlik sistemi ilk başlarda toplumsal fayda sağlayan bir yapı gibi görünse de bu sistemin çalışma hayatında aktif olarak yer alan akademisyenler üzerinde ne tür sorunlar yaratabildiğinin ne kadar farkındayız? İsminden de anlaşılacağı üzere zorunlu askerlik, vatandaşların kendi kararlarına bağlı olmayan, çağrıldıkları andan itibaren devletleri için bu görevi ifa etmekle yükümlü oldukları bir sistemdir. Bu yapı, özellikle çalışma hayatında aktif olarak görev alan akademik personelin bireysel yaşamlarına ve bilimsel çalışmalarına olumsuz yansımalar getirmektedir. Zorunlu askerlik sistemi, yol açtığı bu başlıca olumsuz durumlardan dolayı uygulamadan kaldırılmalıdır.
Zorunlu askerlik uygulaması, akademik personelin hem bireysel hem de akademik hayatına getirdiği olumsuzluklardan dolayı kaldırılmalıdır. Bilgin (2023), Nitel Sosyal Bilimler dergisinde yayımlanan makalesinde zorunlu askerlik sisteminin akademik kariyer üzerindeki belirsizliğini şu sözlerle açıkça ortaya koymaktadır: “[B]ilindiği üzere üniversitelerde eğitim ve öğretim dönemi başlamadan önce akademik personeller arasında verilecek derslerin dağılımı yapılmaktadır. Akademik personelin askerlik hizmetini yerine getirme tarihini kendisi belirleyememesi sebebiyle vermiş oldukları derslerde ve görev yaptıkları bölümün çalışma programlarında belirsizlikler yaşanmaktadır” (s. 81). Yaşanan bu problemin sadece Türkiye’ye özgü olmadığı, genel olarak zorunlu askerlik sisteminin uygulandığı birçok ülkede de benzer sıkıntıların baş gösterdiği görülmektedir. Nitekim benzer bir sistemin uygulandığı Güney Kore’deki bir araştırmaya katılan bir öğretim elemanı soruna şu sözlerle değinmiştir: “Kişi askere gitme celbini net olarak ayarlayamıyor. Örneğin ben gittiğim dönem içerisine mecbur kaldım. Buradan askerlik hizmetini yerine getireceği dönemi üniversitede ayarlaması oldukça zor olacaktır diye düşünüyorum” (Bilgin, 2023, s. 81). Aktarılan bu gerekçeler, zorunlu askerlik sisteminin akademik üretkenliğe yönelik zararlarını açıkça gözler önüne sermektedir (Bilgin, 2023, s. 81).
Vicdani ret hakkı bağlamında incelendiğinde; askerlik sistemi zorunlu olmamalı, bireylerin seçimine bırakılmalı ve doğuştan gelen haklarını kullanmalarına olanak sağlanmalıdır. Toplum içerisinde yaşayan her birey, sahip olduğu vicdani ret hakkını kullanarak kendisini zorunlu askerlik sisteminden muaf tutma hakkına sahiptir (Sevinç, 2001, s. 300). Her insan doğduğu andan itibaren belirli temel haklarla dünyaya gelir; bu haklardan biri de vicdani rettir. Vicdani ret hakkı, bireylere siyasi, felsefi ve ahlaki sebeplerden dolayı askerlik görevini ve askere çağrılma sürecini reddetme yetkisi tanır (Sevinç, 2001, s. 301). Sevinç (2001), Ankara Üniversitesinde yayımlanan çalışmasında kişinin vicdani retçi olabilme gerekçelerine şu sözlerle açıklık getirmiştir: “Askerlik çağına gelmiş yurttaş devlete ve kurumlara karşı olduğundan, dini inançları nedeniyle silah altına alınmayı reddettiğinden, savaşlara ve onları yürüten ordulara karşı olduğu ya da emir alıp vermeyi istemediğinden dolayı, vicdani retçi olabilir” (s. 301). Bahsi geçen vicdani ret, yeni bir kavram olmamakla birlikte yaklaşık yüz yılı aşkın bir geçmişe sahiptir (Sevinç, 2001, s. 301). Bu hak dünya genelinde çok daha önceki yıllarda kullanılmaya başlansa da Türkiye’deki tartışmaların görünürlük kazanması, özellikle 2000’li yılların başlarına dayanmaktadır (Sevinç, 2001, s. 301). Dünya genelindeki tarihsel arka plana bakıldığında ise bu hakkın, Adolf Hitler döneminde totaliter Almanya yönetimini desteklemeyen Almanlar tarafından da bir direnç mekanizması olarak kullanıldığı görülmektedir (Sevinç, 2001, s. 301).
Zorunlu askerlik sisteminin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan koşullar tüm dünyada köklü bir dönüşüme uğramıştır ve bu dönüşüm günümüzde de hız kesmeden devam etmektedir. Dünyada sürekli yaşanan bu değişim karşısında, zorunlu askerliğin geçerliliği de sorgulanmalıdır. Zorunlu askerlikle alakalı temel bir araştırma yapan her birey; bu uygulamanın kişinin bireysel, sosyal ve profesyonel hayatına getirdiği dezavantajlara dair olumsuz açıklamalarda bulunan eski askeri personele veya askeri yetkililere rastlayabilir. Bu konuda dikkat çekici açıklamalarda bulunan isimlerden biri de emekli askeri hâkim Ümit Kardaş’tır. Kardaş (2013), Habertürk gazetesinde yayımlanan köşe yazısında zorunlu askerlik sisteminin yetersiz ve çağ dışı kaldığına şu sözlerle değinmiştir: “Ben zorunlu askerliğin kaldırılmasından yanayım. Zorunlu askerlik verimli ve ekonomik değil. Avrupa ülkelerinin birçoğunda profesyonel askerlik var. Zorunlu askerlik modeli 100 yıl öncesinin modeli. Artık ülkeler askeri olarak çok güçlü ve durdurulamaz durumdalar” (s. 19). Sonuç olarak zorunlu askerlik; akademik personelin hayatına getirdiği olumsuz etkiler, insanın doğuştan gelen haklarıyla çelişmesi ve modern askeri ihtiyaçları karşılamakta hantal kalması nedeniyle çoğu gelişmiş ülkede kullanımdan kaldırılmıştır.
Kaynakça
Bilgin, E. (2023). Zorunlu askerlik uygulamasının akademik personelin çalışma hayatına yansımaları. Nitel Sosyal Bilimler, 5(1), 68–94. https://dergipark.org.tr/tr/pub/nsb/issue/73388/1244473
Kardaş, Ü. (2013, 8 Mayıs). [Köşe yazısı]. Habertürk, s. 19. https://im.haberturk.com/images/others/2013/05/08/htgzt_20130508_19.pdf
Sevinç, M. (2001). Türkiye’de ve Batı demokrasilerinde vicdani ret, zorunlu askerlik ve kamu hizmeti seçeneği. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 298–322. https://teav.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/52954/4986.pdf?sequence=1
